From English-Turkish FreeDict Dictionary ver. 0.3:
touch /tˈʌtʃ/ 1. dokunmak, ellemek, el sürmek 2. temas etmek, değmek 3. bitişik olmak 4. erişmek 5. yaklaşmak 6. tesir etmek 7. düzeltmek 8. mütehassıs olmak 9. (argo) para koparmak 10. (İng.), (argo) aldatmak 11. sözünü etmek, bahsetmek 12. yemek 13. (müz.) çalmak 14. (mat.) teğet geçmek, değmek. touch at uğramak. touch bottom dibe değmek 15. (fiyat) çok düşmek 16. (ümit) suya düşmek. touch down inmek. touch off patlatmak, ateşlemek. touch on (konuya) dokunmak, değinmek. touch one to the quick ciğerine işlemek, yüreğine tesir etmek. touch the heart of yüreğini yumuşatmak, etkilemek. touch up retuş yapmak touch wood nazar değmesin diye tahtaya vurmak. He touched his hat. Şapkasına dokunarak selâm verdi. I don't dare touch wine. Şaraba el süremem. touch'able dokunulur, el sürülebilir.
From English-Turkish FreeDict Dictionary ver. 0.3:
touch /tˈʌtʃ/ 1. dokunma, dokunuş, temas, değme 2. bitişik olma 3. dokunum, dokunma duyusu 4. hisleri uyandırma kuvveti 5. koku, çeşni 6. iz 7. üslup 8. (argo) kendisinden kolayca para koparılan kimse 9. (argo) para isteme 10. (müz.) tuşlayış 11. tuşların direnci 12. (spor) taç touch and go tehlikeli durum 13. (konuya) şöyle bir dokunma. touch football özel teçhizatsız oynanan bir çeşit Amerikan futbolu. touch needle ayar iğnesi 14. mihenk veya altın ayar iğnesi. a soft touch ken disinden kolayca para koparılan kimse. finishing touches tamamlayıcı düzeltmeler, son retuşlar. keep in touch with temasta bulunmak, alâkayı devam ettirmek. the royal touch sıraca hastalığının ilâcı farz edilen kralın el dokunuşu. I felt a touch of rheumatism this morning. Bu sabah romatizma beni şoyle bir yokladı. The writer has a light touch. Yazarın hoş bir üslubu var.