From English-Turkish FreeDict Dictionary ver. 0.3: grave /ɡɹˈeɪv/ 1. (graved, graven) oymak, hakketmek. graven image oyma put .
grave /ɡɹˈeɪv/ 1. (graved, graven) oymak, hakketmek. graven image oyma put .
From English-Turkish FreeDict Dictionary ver. 0.3: grave /ɡɹˈeɪv/ 1. (den.) kalafat etmek, geminin altını temizleyip zift sürmek. graving dock kalafat yeri .
grave /ɡɹˈeɪv/ 1. (den.) kalafat etmek, geminin altını temizleyip zift sürmek. graving dock kalafat yeri .
From English-Turkish FreeDict Dictionary ver. 0.3: grave /ɡɹˈeɪv/ 1. ciddi, ağır, vahim, tehlikeli 2. ağırbaşlı, vakarlı, temkinli .
grave /ɡɹˈeɪv/ 1. ciddi, ağır, vahim, tehlikeli 2. ağırbaşlı, vakarlı, temkinli .
From English-Turkish FreeDict Dictionary ver. 0.3: grave /ɡɹˈeɪv/ 1. (müz.) ağır, yavaş 2. ağır ve yavaş parça.
grave /ɡɹˈeɪv/ 1. (müz.) ağır, yavaş 2. ağır ve yavaş parça.
From English-Turkish FreeDict Dictionary ver. 0.3: grave /ɡɹˈeɪv/ 1. mezar, kabir. one foot in the grave bir ayağı çukurda. make one turn in his grave mezarında kemiklerini sızlatmak.
grave /ɡɹˈeɪv/ 1. mezar, kabir. one foot in the grave bir ayağı çukurda. make one turn in his grave mezarında kemiklerini sızlatmak.