From English-Turkish FreeDict Dictionary ver. 0.3:
deep /dˈiːp/ 1. derin derin, derinde. deep laid schemes enine boyuna düşünülmüş. planlar, gizli ve geniş planlar.
From English-Turkish FreeDict Dictionary ver. 0.3:
deep /dˈiːp/ 1. derinlik, engin, deniz. the deep, (şiir) enginler, deniz, derya. the deep of winter karakış.
From English-Turkish FreeDict Dictionary ver. 0.3:
deep /dˈiːp/ 1. derin 2. anlaşılmaz 3. şiddetli, ağır 4. koyu (renk) 5. kalın, boğuk, pes (ses) deep -dyed hakiki, tam. deep in debt borca batmış, gırtlağa kadar borç içinde. deep in thought derin düşünceye dalmış. deep -rooted uzun köklü 6. kökleşmiş (inanç vb), sabit. deep sea okyanuslarda suyun en derin olduğu kısımlar. deep-seated kaldırılması zor veya imkânsız, sabit. deep-set derinde olan. deep (sig.)h derin iç çekiş. Deep South Güney Carolina, Louisiana, Alabama, Georgia ve Mississippi eyaletleri. deep tone kalın perdeli ses, boğuk ses .deep trouble derin sıkıntılar. drawn up six deep altı sıra halinde, altı sıraya dizilmiş. go off the deep end (k.dili) düşünmeden ve telaşla hareket etmek. in deep water başı dertte 7. şaşkınlık içinde.